“Nükleer savaş” ihtimali bitti mi?

Bu görüntü tarihin en korkutucu görüntülerinden biri. Bir anda binlerce insan hayatını kaybetti. Gökyüzünden gelen ölüm tarihin kırılma noktasıydı. Ölüm bir anda geldi ama hiç bitmedi. Yüz binler can verdi, yine bir o kadar insan da sakat kaldı. Enola Gay’in Japon semalarından bıraktığı bomba, tarihin en büyük kitlesel katliamlarından biri olarak takvimlerde yerini aldı.

Dünya bu travmayı hiç unutmadı. Atom bombasıyla başlayan ve nükleer silahlar olarak kavramlaştırılan dönem insanlık için hep büyük bir tehdit oldu. Artık ülkeler için kullanılması değil kullanılmaması daha büyük önem kazandı. Nükleer silahlar mücadele edilmesi ve tehlikeli ellere asla geçmemesi gereken bir büyük tehditti.

Ancak Açık Semalar Antlaşması’nın sona ermesi, bir dönem geçerli olan Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Antlaşması’nın (INF) artık yürürlükten kalkması yükselen riski yeniden gösterdi. Dünyadaki gerilimler acaba nükleer bir savaşa döner mi? Çünkü artık sadece iki ülkede değil, 9 ülkede nükleer silahların bulunduğu biliniyor. Üstelik de bu ülkelerin insanlık için büyük tehdit olan bu silahları kullanma kapasitesi de var.

Soğuk savaş boyunca ABD ile Rusya arasında gerilim kaynağı olan nükleer silahlar Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından en önemli pazarlık unsuruydu. Ardından ise bazı ülkelerin tehdit kabul edilebilmesi için gerekçe oldu. İran ile yıllardır nükleer araştırmalar konusunda görüşmeler sürüyor. Irak’ta ise Saddam’ın var olduğu söylenen nükleer kapasitesi bir savaşın ve müdahalenin aracı kabul edildi.

Ama yeni haber, insanlığın vicdanına biraz olsun su serpecek cinsten. Rusya, Çin, İngiltere, ABD ve Fransa ortak bir açıklama yaparak, ‘Nükleer silahların yayılmasının ve nükleer bir savaşın kaçınılması gereken şeyler olduğunda’ anlaştı. Peki, bu ne demek? 5 ülke bu ortak anlaşmaya imza atarak dünyaya neyin sözünü veriyor?

Aslında nükleer silahların korkunçluğunu dünya 1945’te II. Dünya Savaşı’nda tanıdı. ABD Başkanı Truman’ın Potsdam’da Sovyet lider Stalin’e benzeri olmayan tahrip gücüne sahip yeni bir silah ürettik demesi sonrası, insanoğlunun böyle bir silahı kullanamayacağı sanılıyordu ama öyle olmadı. Konuşmasından 13 gün sonra Amerikan savaş uçakları önce Hiroşima sonra da Nagazaki’yi hedef aldılar. Kimilerine göre asıl amaç Japonya’yı teslim almak değil, Sovyetlere ABD’nin gücünü göstermekti. O tarihteki müttefik güçleri komutanlarından biri, “Böyle bir bombayı ilk kez kullanmakla orta çağ dönemlerine ait ahlaki bir standardı kabul etmiş oluyoruz” demişti.

Atom bombasının kullanıldığı o büyük insanlık ayıbından sonra Sovyetler de nükleer teknolojiye sahip olma yarışına katıldı. Soğuk savaş yılları boyunca akıldaki sorular “Acaba dünya bir nükleer savaşa tanık olur mu? İnsanlık bu savaştan nasıl sağ kurtulabilir?

Soğuk savaşta en yakın nükleer silah kullanım riski 1962 yılında Küba füze krizinde yaşandı ancak kullanılmadı. Bu kriz sayesinde Türkiye’de Jüpiter nükleer silahlarının konuşlandırıldığı ortaya çıktı.

70’ler, 80’ler ve hatta 90’lar boyunca nükleer silahlardan arındırılma tartışmaları sürdü ancak sonuç alınamadı. Yeni yüzyıla girerken ABD hegemonyasının en etkili silahı işte bu konvansiyonel silahlardı. ABD, Afganistan’dan Libya’ya, Irak’tan Suriye’ye birçok ülkeye saldırılarda bulundu. Her defasında nükleer silah kapasitesi bir tehdit unsuruydu. ABD Başkanı’nın her daim yanında olduğu söylenen siyah deri çantada işte bu nükleer silahları ateşleme imkanı bulunuyordu.

Şimdi son bilgi ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa ortak bir açıklama yaptı. Nükleer silahların yayılmasının ve nükleer bir savaşın kaçınılması gereken şeyler olduğunda anlaşıldı. Anlaşmada, stratejik risklerin azaltılması birincil sorumluluk kabul ediliyor Anlaşmada şu ifade de dikkat çekici; “Çıkacak nükleer bir savaşın kazananının olmayacağını ve böyle bir savaşın asla başlatılmaması gerektiğini ilan ederiz.”

Şimdi herkes ‘Nükleer anlaşmalara bağlıyız’ diyor. Nükleer silah kullanmak da insanlık suçu ama olasılık dışı değil. Dünya şu an hassas bir dengede nükleer silah kullanan veya bu kapasiteye sahip her ülke bu hassas dengeyi bozacak Hiroşima’ya atılan bomba 15 bin ton gücündeydi. Kilometrelerce alandaki her şeyi buharlaştırıp yok etti. Nükleer serpinti ise bu tehdit içindeki büyük tehdit. Yıkıcı sonuçları olan radyasyonu taşıyor. Bombanın patlamasından yıllar sonra dahi insanlar sakat doğuyor, yaşamlarını eksik olarak sürdürüyor. Çünkü nükleer serpinti, patlamadan 24 saat sonra atmosferde hazır hale geliyor. Küçük parçacıklar stratosferde küresel çapta yayılıyor. Yani sadece bombanın atıldığı küçük bir bölge değil tüm insanlık tehdit altına giriyor.

Eğer nükleer savaş çıkarsa, küresel serpintiden kurtuluş yok. Kurtulduğunu zannedenler uzun dönemde DNA, metabolizma ve üreme sistemlerdeki sinsi hasarlar nedeni ile kansere yakalanabiliyor. Nükleer serpintinin uzun dönemde yaratacağı diğer etki küresel iklim sisteminin bozulması. NASA, patlama sonrası oluşan nükleer serpinti dumanının yüzde 40’ının stratosferde 10 yıl kalacağını tespit ediyor. Kısacası günümüzde kullanıma hazır nükleer envanterin sadece yüzde 1’inin gücü bile nükleer karanlık çağı başlatabilir.

Amerika’nın Japonya’yı bombalamasıyla başlayan son 70 yıl, 4000 yıllık yazılı insanlık tarihinin en tehlikeli dönemi oldu. Yerküre, soğuk savaş döneminde insan neslini bir kaç kez dünya üzerinde yok edecek silah stoklarına sahip oldu ve nükleer stratejinin dehşet dengesini oluşturdu. Nükleer savaşın çıkmasını kimse istemiyor ama ikilem şu; NATO Genel Sekreteri’nin dediği gibi “Nükleer silahlar barışı korumak için hayati bir role mi sahip, yoksa büyük bir savaşta dünyayı yok edecek tehdit mi?”

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.