0

Myanmar’da askeri darbe!

İki meclisli sisteme sahip Myanmar’da parlamento ve senatodaki koltuklarda yüzde 25’lik kontenjanı olan ordu, seçimlerden sonra hükümetin kurulması ve kabine üyelerinin belirlenmesinde kilit rol oynuyor.

Bağımsızlığını kazandığı 1948’den bu yana üçüncü askeri darbenin yaşandığı Myanmar’da ordu, şimdiye kadarki askeri ve sivil hükümetlerin üzerinde siyasi etkisini gösterdi.

Ülke tarihindeki ordunun siyasete ilk müdahalesi, Myanmar’ın ilk bağımsız lideri Thakin Nu’nun, hükümet üyeleriyle yaşadığı anlaşmazlıklar üzerine iktidarın 1958’de düşmesiyle gerçekleşti.

İLK DARBE VE 49 YIL SÜREN ASKERİ YÖNETİM

Bu askeri müdahalenin ardından Genelkurmay Başkanı General Ne Win’in kurduğu geçici hükümet, Myanmar’daki ilk askeri yönetim oldu.

1960’da yapılan seçimlerde Thakin Nu yeniden iktidara döndü, fakat Nu’nun Budizmi ülkenin milli dini ilan etmesinin ardından halkta yaşanan gerilimler, ordunun siyasete yeniden müdahale etmesine yol açtı.

1962’de askeri darbeyle yeniden ülkenin başına gelen General Win, Myanmar’da 49 yıl sürecek tek parti idareli askeri yönetimin temelini attı.

Uzun süren askeri yönetimde ülkenin federal yapısı lağvedilirken, yeni rejim olarak ekonomiyi ulusallaştırmayı öngören “Sosyalist Program” benimsendi.

Desteklediği Sosyalist Program Partisini ülkedeki tek meşru parti olarak tanıyan askeri yönetim, devlet kontrolü dışında yayın yapan medyayı yasakladı.

ARAKANLIK MÜSLÜMANLAR VATANDAŞLIKTAN ÇIKARILMIŞTI

Askeri yönetimin baskıcı uygulamaları, demokrasiyi ortadan kaldırmanın yanı sıra ülkede insan hakları bakımından olumsuz sonuçlar da getirdi.

1982’de kabul edilen yasayla Myanmar’da “yerli geçmişe sahip olmayan” etnik gruplar, “yardımcı vatandaş” kategorisine alındı.

Uluslararası camianın tepkisini çeken bu yasayla birlikte çok sayıda etnik grup mensubu, devlet dairelerinde görev yapma hakkını kaybederken, Arakan eyaletinde yaşayan yüzbinlerce Müslüman, vatandaşlık statüsünü kaybederek “devletsiz” konumuna düştü.

İKİNCİ ASKERİ DARBE

1987’de muhalif gruplar, askeri yönetimin hukuksuz uygulamalarına karşı çıkarak ülke çapında kitlesel protestolar başlattı.

Protestoların bastırılmasında binlerce kişi hayatını kaybederken General Saw Maung’un önderliğinde 1988’de ikinci askeri darbe gerçekleşti.

Darbenin ardından başta ülkenin kurucularından Aung San’ın kızı Aung San Suu Çii olmak üzere çok sayıda muhalif isim gözaltına alındı.

Devlet Başkanı General Maung’un kararıyla 1990’da ilk defa, muhalif partilerin de katılabileceği demokratik seçimler düzenlendi.

Muhalif lider Suu Çii’nin kurduğu parti Ulusal Demokrasi Birliği (NLD) yüzde 80 oy alarak birinci geldi, fakat askeri yönetim seçim sonuçlarını tanımayarak iktidarını sürdürdü.

1992’den itibaren ülkenin uluslararası imajını düzeltmek için çok sayıda siyasi tutuklu serbest bırakılırken 1995’te Suu Çii, 6 yıllık ev hapsinin ardından serbest kaldı.

ASKER KONTROLÜNDE SİVİL DARBE

Protestolar, etnik çatışmalar ve insan hakları ihlalleriyle geçen 20 yılın ardından 2010’da askeri yönetim, yeniden demokratik seçimlere gidileceğini duyurdu.

Kasım 2010’da yapılan seçimlerde ordunun desteklediği Birlik İçin Dayanışma ve Kalkınma Partisi (USDP) birinci geldi. Muhalefetin seçimlerde hile yapıldığı iddialarına karşı askeri yönetim, bu seçimleri ülke yönetiminin ordudan sivil iradeye geçişi olarak yorumladı.

Mart 2011’de USDP Genel Başkanı Thein Sein, Myanmar’ın yeni devlet başkanı olarak yemin etti.

Thein Sein yönetimiyle birlikte ülkede sivil iradenin önünü açan reform süreci başlatıldı. Aralık 2011’de ABD Eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın gerçekleştirdiği ziyaretin ardından reform sürecini hızlandıran Sein, çok sayıda siyasi tutukluyu serbest bırakma, ülkede barışçıl protestolara izin verme ve Karen etnik grubuna ait isyancılarla ateşkes imzalama gibi kararlar aldı.

Devlet Başkanı Sein, 2010 seçimlerinin ardından parlamentoya girmesi engellenen Suu Çii’nin seçim bölgesi başta olmak üzere bazı bölgelerde tekrar sandıklara gidilmesine karar verdi.

2012’de düzenlenen ara seçimleri kazanan Suu Çii, parlamentoya girmeye yeniden hak kazanırken AB ülkeleri, Myanmar’a yaptırımları kaldırmaya karar verdi.

Bu esnada Arakan eyaletindeki aşırı Budist grupların Müslümanlara saldırıları artış gösterdi. ABD başta olmak üzere uluslararası camianın uyarılarına rağmen hükümet, Arakanlıların haklarını savunmak için somut adımlar atamadı.

2015 SEÇİMLERİ VE İLK DEMOKRATİK İKTİDAR

Kasım 2015’te ise ülke tarihinde ilk defa bütün partilerin katılabileceği demokratik genel seçimler yapıldı.

Suu Çii’nin partisi NLD, yüzde 86 oy ile mecliste 255, senatoda 135 sandalye elde etti. 2015 seçimleri, sivil bir partinin ilk defa demokratik yollarla iktidara geldiği seçim olarak tarihe geçti.

2015 seçimleriyle ülkede demokrasinin ilerlemesine rağmen etnik çatışmalar ve Arakanlı Müslümanlara yönelik ayrımcı uygulamalar, sivil idareye rağmen son bulmadı.

Arakan’daki sınır karakollarına 25 Ağustos 2017’de düzenlenen eş zamanlı saldırıları gerekçe gösteren Myanmar ordusu ve Budist milliyetçiler, bölgedeki Müslümanlara karşı kitlesel şiddet eylemleri başlattı.

Birleşmiş Milletlere (BM) göre, Ağustos 2017’den sonra Arakan’daki baskı ve zulümden kaçıp Bangladeş’e sığınanların sayısı 745 bine ulaştı. Uluslararası insan hakları kuruluşları, yayımladıkları uydu görüntüleriyle yüzlerce köyün yok edildiğini kanıtladı.

Seçimlerden önce etnik gruplara reform vaatlerinde bulunan Devlet Konseyi Başkanı ve Dışişleri Bakanı Suu Çii, Arakanlılara yönelik şiddeti, teröristlere karşı meşru tepki olarak niteledi ve etnik temizlik iddialarını kabul etmedi.

Suu Çii’nin Arakanlılara yönelik politikası, uluslararası toplumda büyük tepkilere neden oldu.

2020 SEÇİMLERİ VE ÜÇÜNCÜ DARBE

Son yıllarda Arakanlı Müslümanların dramıyla sıkça gündeme gelen Myanmar’da geçen yıl 8 Kasım’da ikinci demokratik seçimler yapıldı.

Güvenlik gerekçesiyle çok sayıda bölgede sandık sonuçlarının geçerli sayılmaması ve Arakanlılar başta olmak üzere çok sayıda etnik grubun oy kullanamaması nedeniyle seçimlerin adil olmadığı tartışılsa da Suu Çii’nin partisi NLD, mecliste 238 ve senatoda 138 sandalye kazanarak iktidarını korudu.

Seçimde oy sayımı sırasında hile yapıldığını öne süren ordu destekli muhalif parti USDP, oyların yeniden sayılması talebinde bulundu.

Yıl başından bu yana ordu yanlısı partiler ve muhalifler, seçim sonuçlarını protesto ederken Genelkurmay Başkan Min Aung Hlaing, 27 Ocak’ta, seçimlerdeki hile iddialarına ilişkin hükümetin adım atmaması durumunda anayasanın feshedilebileceğini açıkladı.

Açıklamalar darbe tehdidi olarak yorumlanırken, bu sabah erken saatlerde Devlet Başkanı Myint ve Suu Çii başta olmak üzere iktidarın önde gelen isimleri gözaltına alındı.

Gözaltı haberinden kısa süre sonra Myanmar ordusu, seçimlerdeki hile iddialarından ötürü yönetime el koyduklarını ve ülkeyi bir yıl boyunca Genelkurmay Başkanı’nın yöneteceğini duyurdu.

DARBE İLE DEVRİLEN SUU Çİİ KİMDİR?

Nobel Ödüllü insan hakları savunucusu olarak anılsa da ülkedeki etnik konular hakkında sessiz kalmayı tercih etmesi nedeniyle kendisini destekleyenleri hayal kırıklığına uğratan Devlet Konseyi Başkanı ve Dışişleri Bakanı Aung San Suu Çii’nin lideri olduğu Ulusal Demokrasi Birliği (NLD) hükümeti, Myanmar’da ordunun yönetime el koymasıyla devrildi.

Myanmar’da siyaset sahnesinde önemli rol oynayan Suu Çii, 1945 yılında Myanmar’ın Yangon kentinde dünyaya geldi.

Suu Çii’nin babası, modern Myanmar ordusunu kuran ve o dönem Burma olarak anılan Myanmar’ın 1947’de İngiltere’den bağımsızlığını kazanmasında etkin rol oynayan ve suikasta kurban giden Aung San’dı.

Annesi Kii Çii’nin 1960’da Hindistan büyükelçisi olarak atanmasıyla ilk gençlik yıllarını bu ülkede geçiren Suu Çii, İngiltere’de Oxford Üniversitesinde lisans eğitimini tamamladı, Tibet ve Himalaya kültürüyle ilgili araştırmalarıyla tanınan akademisyen Michael Aris ile evlendi.

Bir süre Japonya ve Butan’da yaşayan Suu Çii, daha sonra oğulları Alexander ve Kim’i büyütmek için tekrar İngiltere’nin yolunu tuttu.

Suu Çii, hasta annesinin bakımı için İngiltere’den doğduğu kent Yangon’a geri döndüğünde ülkede ciddi bir siyasi kargaşa hakimdi.

Aung San Suu Çii, o dönemde demokratik reform talebiyle aralarında öğrenci ve keşişlerin olduğu binlerce kişinin sokaklara döküldüğü Myanmar’da demokratik harekete öncülük eden bir isim haline geldi.

Ulusal Demokrasi Birliğini 1988’de kuran Suu Çii, aynı yıl Yangon’da yaptığı bir konuşmada, “Babamın kızı olarak, tüm bu yaşananlara kayıtsız kalmayı sürdürmeyeceğim.” diyerek siyasi hayatında yaşanacakların adeta sinyalini verdi.

EV HAPSİ

Hindistan’ın efsanevi lideri Mahatma Gandhi ve ABD’nin önde gelen insan hakları savunucusu ve aktivist Martin Luther King gibi barışçıl bir kampanya yürüten Suu Çii, toplantılar düzenleyerek ve kentten kente binlerce yol katederek barışçıl demokratik reform ve bağımsız seçim düzenlenmesini talep etti.

Ancak bugün olduğu gibi 1988’de de askeri darbeyle yönetimi ele geçiren Myanmar ordusu (Tatmadaw) ülkedeki protestoları acımasızca bastırıp, Suu Çii’yi de 1989’da ev hapsine gönderdi.

Mayıs 1990’da seçim düzenlenmesini kabul eden cunta yönetimi, seçimlerde Suu Çii’nin NLD’sinin kazanmasına rağmen kontrolü elden bırakmadı.

Suu Çii, 6 yıl süren esaretin ardından Temmuz 1995’te özgürlüğüne kavuştu ancak bu uzun sürmedi.

Cunta yönetimi, Eylül 2000’de başka bir kente gitmeye çalıştığı sırada Suu Çii’yi yakalayarak seyahat kısıtlamasını deldiği gerekçesiyle yeniden ev hapsine aldı.

Mayıs 2002’de şartsız salıverilen Suu Çii, bir sonraki yıl destekçileriyle devletin desteklediği bir grup arasında çıkan çatışma nedeniyle cezaevine gönderildi.

Daha sonra cezasını evde sürdürmesine karar verilen Suu Çii, bu sürede NLD yetkilileri ve seçilmiş diplomatlarla bir araya gelebilse de oğulları ve eşi ile görüştürülmedi.

Ev hapsi yıllarında Suu Çii’nin eşi Aris, kansere yakalandı ve durumu giderek kötüleşti. Askeri yetkililer, Suu Çii’ye eşini görmek için İngiltere’ye gitmesi için izin verdi ancak Suu Çii, geri döndüğünde Myanmar’a alınmama korkusuyla bunu reddetti.

Suu Çii’nin hayat arkadaşı Aris, 1999’da kansere yenik düştü.

7 Kasım 2010’da ev hapsi sona eren Suu Çii, oğlu Kim’in Myanmar’a gelmesiyle uzun yılların ardından çocuklarından birini görebildi.

Myanmar’ın “lady”si olarak da anılan Suu Çii, ev hapsi yıllarında ülkedeki Budist çoğunluğun gözdesi olmayı sürdürdü.

NOBEL ÖDÜLLÜ LİDER

Yarım asırdan uzun süren askeri yönetimin ardından ülkede demokrasiyi sağlamak için verdiği kişisel çabalarla Suu Çii, baskı karşısında barışçıl direnişin uluslararası sembolü haline geldi.

Suu Çii, 1991’de “demokrasi ve insan hakları için şiddeti reddeden mücadelesi” dolayısıyla Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü ancak ödülünü cezası sona erdiğinde alabildi.

Ülkede 50 yıllık askeri cuntanın ardından 2011’de iktidara gelen eski Devlet Başkanı Thein Sein, birçok alanda reform yaptı ve basın özgürlüğünü genişletti. Suu Çii de bu reformlar kapsamında 2012’de milletvekili seçildi.

Nisan 2012’de düzenlenen ara seçimlerde, halk Suu Çii ve partisi NLD’ye olan güvenlerini ortaya koydu. NLD’nin, parlamentodaki 45 koltuktan 43’ünü kazanmasının ardından Suu Çii’de parlamentoda yemin etti.

Suu Çii, Mayıs 2013’te dönemin Devlet Başkanı Thein Sein ile ülkeye geri alınacağına dair anlaşarak Myanmar’dan 24 yıl sonra ilk kez ayrıldı.

2015 SEÇİMLERİ

2015’te düzenlenen seçimlerde Suu Çii’nin liderliğini yaptığı NLD ezici bir zafer elde etti.

Suu Çii, Myanmar anayasası, birinci derece akrabaları başka ülke vatandaşı olanların devlet başkanlığını yasakladığından ve oğulları İngiliz vatandaşı olduğu için 2015 seçimlerinde devlet başkanlığı için adaylığını koyamadı.

Suu Çii’nin çocukluk arkadaşlarından Htin Kyaw, 54 yıllık askeri yönetimin ardından seçilen ilk sivil devlet başkanı oldu. Htin Kyaw’ın Mart 2016’da parlamentoda yemin etmesiyle NLD iktidarı devraldı. NLD lideri Suu Çii de Dışişleri Bakanlığına ve Devlet Başkanlığından Sorumlu Devlet Bakanlığına atandı.

Suu Çii, devlet başkanı olamasa da seçimlerin ardından Devlet Konseyi Başkanı ve Dışişleri Bakanı olarak ülkenin “lideri” haline geldi.

Htin Kyaw’un, Mart 2018’de, kötüleşen sağlığını gerekçe göstererek görevinden ayrılmasının hemen ardından Myanmar’da devlet başkanlığına, Suu Çii’nin yakın müttefiklerinden Win Myint seçildi.

Myanmar’da anayasa çerçevesinde ordunun devam eden etkisinin Suu Çii hükümetinin büyük reformlar yapma yeteneğini sınırladığı ifade ediliyor.

Anayasa, silahlı kuvvetlere ulusal parlamentonun alt ve üst kanadındaki koltukların dörtte birini veriyor ve tüzükte herhangi bir değişikliği veto etmelerine imkan sağlıyor.

İNSAN HAKLARI SAVUNUCUSU HAYAL KIRIKLIĞI YARATTI

Myanmar’ın özgürleşmeye başlamasıyla Suu Çii’nin, 2012 yılı ortasında patlak veren, ülkedeki Müslümanlara yönelik şiddet olayları dahil etnik meseleler hakkında konuşmayarak çok sayıda taraftarını büyük hayal kırıklığına uğrattığı biliniyor.

Suu Çii’nin İnsan Hakları İzleme Örgütünün desteklediği, Arakanlı Müslümanlara (Rohingyalar) karşı “etnik temizlik” yürütüldüğü suçlamalarını defalarca reddetmesi de popülaritesinin düşmesinde önemli rol oynadı. Suçlamaların reddi, Suu Çii’nin çok sayıda uluslararası destekçisini de öfkelendirdi.

Myanmar lideri Suu Çii’nin, ordu tarafından özellikle Arakanlı Müslümanlara yönelik yapılan zulme sessiz kalması tepkilere neden oluyordu.

Uluslararası toplumun çağrılarına rağmen Arakanlı Müslümanlara yönelik baskı ve zulmün durdurulması için bir şey yapmayan Suu Çii’nin, yüz binlerce kişinin vatanından edilmesine, binlercesinin hayatını kaybetmesine karşı sessizliğinin, Nobel Barış Ödülü ile de ters düştüğü savunuluyor.

Suu Çii’nin, Arakanlı Müslümanların öldürülmesinde gösterdiği tutum nedeniyle birçok ödülü elinden alınırken, Nobel Komitesi ödülün geri alınmayacağını açıkladı.

Diğer yandan, Gambiya, 11 Kasım 2019’da, “Arakanlı Müslümanlara yönelik soykırımın soruşturulması” için Myanmar’a karşı Uluslararası Adalet Divanına (UAD) başvurdu. Merkezi Hollanda’nın Lahey kentinde bulunan UAD’de açılan davanın duruşmasına katılan Nobel ödüllü Myanmar lideri Suu Çii, Gambiya’nın tedbir taleplerine itirazında soykırımı inkar etti.

Suu Çii’nin, binlerce kişinin mülteci konumuna düşmesine neden olan, Kaçin eyaletine düzenlenen askeri operasyon karşısında da büyük ölçüde sessizliğini koruduğu biliniyor.

Ulusal Demokrasi Birliği lideri, bu dönemde orduya olan sevgisini yineleyerek, Kaçin eylemcilerinin eleştirilerine maruz kaldı.

“ANAYASA FESHEDİLEBİLİR”

8 Kasım 2020 seçimi, Suu Çii’nin partisi NLD’nin zaferiyle sonuçlanmış ancak beraberinde ordunun sonuçların belirlenmesinde hile yapıldığı iddialarını gündeme getirmişti.

Bu iddiaların tartışmaları alevlendirdiği ülkede, Seçim Komisyonu, 29 Ocak’ta seçimde ordunun sonuçların belirlenmesinde hile yapıldığı iddialarını yalanlamıştı.

Myanmar Genelkurmay Başkanı Min Aung Hlaing, 27 Ocak’ta kanunların düzgün şekilde uygulanmaması halinde Anayasa’nın feshedilebileceğini söylemişti. Ancak Myanmar ordusundan (Tatmadaw) 30 Ocak’ta yapılan açıklamada, Hlaing’in “Anayasa’nın feshedilebileceğine” dair açıklamalarının “darbe” tehdidi olmadığı savunulmuştu.

Ordunun desteklediği ana muhalefetteki Birlik İçin Dayanışma ve Kalkınma Partisi (USDP),26 Kasım 2020’de, Myanmar’da 8 Kasım 2020’de düzenlenen ve iktidardaki NLD’nin kazandığı seçimde “oyların yeniden sayılması” çağrısında bulunmuştu.

NLD, seçimde 642 sandalyeli ulusal meclisteki 346 sandalyeyi kazanarak hükümet kurabilecek çoğunluğa ulaşmıştı.

Ordunun desteklediği ana muhalefetteki USDP, 25 sandalye ile ikinci sırada yer alırken Şan eyaletindeki etnik grupları temsil eden Demokrasi İçin Şan Milletleri Partisi (SNLD),15 sandalyeyle üçüncü olmuştu.

ahmet

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir