0

Bakan Varank Türkiye’nin uzay programıyla ilgili detayları açıkladı

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası’nda Milli Uzay Programı’na ilişkin değerlendirmede bulundu, gündemdeki soruları yanıtladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Milli Uzay Programı”nı dün akşam Cumhurbaşkanlığı Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’ndeki törenle tanıttığını anımsatan Varank, “Biz salonda bir uzay ortamı oluşturabilmek, o havayı verebilmek için planetaryum tarzı bir kubbe yerleştirdik, onun arkasında da bir mühendislik, bir gayret ve çalışma var. Külliyenin ekipmanlarını kullansak da orada kurduğumuz kubbe özel bir kubbeydi. Oraya 360 derece görüntü yansıtarak, hem gelen konuklarımızın Türkiye’nin uzay hedeflerini böyle orijinal bir ortamda dinlemesini istedik hem de yayınları TRT’nin gerçekleştirmesiyle ekranlara çok güzel yansıdı, çok güzel geri dönüşler aldık.” dedi.

Varank, iddialı bir hedef ortaya konulup, özellikle uzay gibi dünyada yarışın tekrar başladığı bir alanda hedefler ilan ediliyorsa bu tip organizasyonlar yapmanın etkili olduğunu, vatandaşların da hoşuna gittiğini ifade ederek, “Salona kurulan aynı imkanı belki başka yerlerde kurup gençlerimize de gösterebiliriz.” diye konuştu.

Türkiye’deki uzay çalışmalarına dikkati çeken Varank, şu değerlendirmede bulundu:

“Türkiye aslında bir uzay ülkesi diyebiliriz. Rahmetli Turgut Özal’ın vizyonuyla 1980’li yılların sonlarına doğru Türkiye kendi haberleşme uydusuna sahip olan ve bunun işletmesini yapabilen bir ülke konumuna geldi. Biz bugün bu yayını yapabiliyorsak o uydular sayesinde, Türksat sayesinde yapabiliyoruz.”

– “BU PROGRAM TÜRKİYE’NİN ÖNÜMÜZDEKİ 10 YILLIK YOL HARİTASI”

Varank, Türkiye’de özellikle uzay alanında insan kaynağı, altyapılar, teknoloji geliştirme anlamında bir kapasite oluşturulduğuna işaret ederek, şöyle konuştu:

“Uzay alanındaki asıl kabiliyetlerimize biz Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde son 18 senede yaptığımız yatırımlarla eriştik. Türkiye bir uzay ülkesi derken gerçekten abartılı konuşmuyoruz. Kendi uydularını geliştirebilen, üretebilen bir ülkeyiz. Dünyada bu kabiliyete sahip çok ülke yok. Uzay alanında yetişmiş insan kaynağı olan, yerden gözlem ve astronomi hususunda önemli altyapısı bulunan bir ülkeyiz. Tüm bu kabiliyetlerin aslında Türkiye’yi bir üst lige taşıması için daha dikkatli koordine edilmesi gerekiyordu. Vizyoner bir adımla 2018 yılının sonunda Sayın Cumhurbaşkanı’mız Türkiye Uzay Ajansının kurulmasına ilişkin kararnameyi imzaladı.”

Bu konuda kendilerine çok eleştiri geldiğini de aktaran Varank, şunları kaydetti:

“‘2018 yılının sonunda imzalanan bir kararname ile kurulan Türkiye Uzay Ajansı bu iki senede ne yaptı?’ deniliyor. Biz çalışmalarımıza bu sürede çok sıkı şekilde devam ettik. Türkiye Uzay Ajansı bu dönemde iki önemli iş yaptı. Birincisi, ‘Bu kurumsal yapıyı nasıl kurmalıyız, buradaki insan kaynağının yönetim yapısını nasıl oluşturmalıyız?’, bununla ilgili önemli bir çalıştay gerçekleştirip, tüm taraflardan fikir alışverişinde bulunduk. Hatta bir anket çalışması da yaptık, ‘Türkiye Uzay Ajansının yönetiminde kimler olmalı?’ diye. Bu doğrultuda 2019 yılının ortasında yönetimi Sayın Cumhurbaşkanı’mız atadı, bundan sonra da en önemli görevi olan ‘Türkiye’yi uzay yarışında nerede görmek istiyoruz? Türkiye şu andaki kabiliyetlerinin üstüne ne katarsa özellikle uzay ekonomisinden daha fazla pay alabilir?’ Bununla ilgili bir program hazırlamasını kendilerine Sayın Cumhurbaşkanı’mız talimat vermişti. Türkiye Uzay Ajansı, iddialı ve ülkeye uzay alanında çok önemli kabiliyetler kazandıracak, mevcut kabiliyetlerinin üzerine çıkaracak ve bu manada da Türkiye’yi uzay ekonomisi alanında önemli bir ülke haline getirecek program hazırladı”

Bu hedefler doğrultusunda gelecek dönemde neler yapılacağını, nerelere yatırım yapılacağını, hangi insan kaynağını geliştirmek için hangi alanlara yönelineceğine ilişkin önemli hedefler olduğunu belirten Varank, “Bu program, Türkiye’nin önümüzdeki 10 yıldaki yol haritası diyebiliriz.” ifadelerini kullandı.

Türkiye Uzay Ajansının koordinasyonu yürüteceğini belirten Varank, bunun yanında söz konusu alanda yapılacak yatırımlarla ilgili kaynak tahsisini de gerçekleştireceğini söyledi.

Varank, belirlenen hedeflerle Türkiye’yi uzay yarışında önemli bir ülke konumuna getireceklerini söyledi.

Türkiye’nin doğru zamanda doğru yere yatırım yaptığını vurgulayan Varank, “Şu anda tüm dünya Türkiye’nin insansız hava araçlarında geldiği noktayı, onun cephede nasıl oyun değiştirici olduğunu konuşuyor ve Türkiye’yi çok sıkı şekilde takip ediyor.” diye konuştu.

Varank, TOGG’da da doğru zamanda, doğru yere yatırım yapıldığına işaret ederek, endüstrinin değiştiğini gördüklerini ve bu değişirken özellikle otomobilin artık bir teknolojik alet olma noktasına gittiği dönemde yatırımların yapılmaya başlandığını dile getirdi.

Klasik markaların da elektrikli otomobillerle ilgili takvimini öne çekmeye başladığını anımsatan Varank, bu alanda çok büyük ve hızlı bir değişim olduğunu anlattı.

– “TÜRKİYE’Yİ ÇOK DAHA KATMA DEĞERLİ BİR EKONOMİ ÜRETEN ÜLKE HALİNE GETİREBİLECEĞİZ”

Varank, uzay yarışının da özellikle son 3-4 senede çok hızlı bir şekilde gelişmeye başladığına dikkati çekerek, şu değerlendirmede bulundu:

“Uzay yarışına ülkeler yatırım yapmaya başladılar. Burada farklı ülkeler, farklı misyonlar açıkladılar. Tabii burada önemli olan şey bu yarışın getirisini götürüsünü hesaplayarak doğru yere ve alana yönlenebilmek. Biliyorsunuz birtakım ülkeler parasını ödeyip, ‘Bilmem ne aracı yaptırdık, Mars’a gönderdik’ diye reklam yapıyorlar. Bunu o ülkenin teknolojisine, insan kaynağına ve özellikle çarpan etkisiyle o ülkede oluşturulan ekonomiye bir katkısı var mı, yok mu ona bakmamız lazım. İşte bu programın önemi o.”

Varank, “Mevcut kabiliyetlerimizin farkındayız.” diyerek, dünyada da yarışın nereye gittiğinin farkında olduklarını söyledi.

Uzayda paranın nereden kazanılabileceğini değerlendirdiklerini ve gördüklerini vurgulayan Varank, “Dolayısıyla şunu diyoruz, biz bu programı uygularsak ülkemizin kalkınmasına katkımız olacak. Türkiye’yi çok daha katma değerli bir ekonomi üreten ülke haline getirebileceğiz. Tabiiki vatandaşımıza onun gururunu da yaşatacağız. Çünkü çok önemli, doğru bir alana harcama yapacağız ve bunun topluma yayılmış bir geri dönüşü olacak.” ifadelerini kullandı.

– “BU BİR BİLİMSEL MİSYON OLACAK”

Bakan Varank, uzaya gönderilecek vatandaşa ilişkin bilgi vererek, “Bir turistik seyahat olmayacak. Yani ülkeler bunu ‘Bir vatandaşımı uzaya gönderdim, ne kadar mutluyuz, gururluyuz.’ diyebilirler, bunun örnekleri var ama biz asla böyle bir anlayışla yaklaşmıyoruz. Bu bir bilimsel misyon olacak.” dedi.

Bu manada da alanında temayüz etmiş insanlar arasından, böyle bir görevin yükünü, stresini ve fiziki zorluklarını kaldırabilecek bir vatandaşın seçileceğini vurgulayan Varank, “Genelde dünyada havacılık alanında tecrübesi olan insanlar seçiliyor. Seçerek uzaya göndereceğiz ve orada Uluslararası Uzay İstasyonu’nda bir bilimsel çalışma yapmasının ve oradaki altyapıyı kullanmasının önünü açmış olacağız.” diye konuştu.

– “CUMHURBAŞKANI’MIZIN GÖNLÜNDEN GEÇEN BİR KADIN ASTRONOTUN TÜRKİYE ADINA UZAYA GİTMESİ”

Burada ne yapılacağına, hangi bilimsel misyonun yerine getirileceğine ortak akılla karar verileceğini ifade eden Varank, şöyle konuştu:

“Bu tabiat bilimlerinde yapılacak bir çalışma olabilir ya da kendi geliştirdiğimiz, uzay tarihçesi kazandırmak istediğimiz ya da uzaydaki dayanıklılığını test etmek istediğimiz bir ekipmanın oraya götürülüp test edilmesi de olabilir. Hatta bir mini uydunun uzaya çıkarılıp direkt Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan uzaya salınması da olabilir. Bununla ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Hem yaptığımız teknolojilere uzay tarihçesi kazandıracağız hem de uzay ekonomisi alanında önemli bir güç haline geleceğiz.”

Varank, uzaya kimin gönderileceğine ilişkin de “Sayın Cumhurbaşkanı’mızın gönlünden geçen bir kadın astronotun Türkiye adına uzaya gitmesi. En uygun vatandaşımızın orada misyonu gerçekleştirmesini sağlayacağız.” ifadelerini kullandı.

Bu bilimsel misyona uygun yapılacak seçimlerin gönüllük esasına uygun bir çağrıyla gerçekleştirileceğini vurgulayan Varank, sonucunda en uygun vatandaşı uzaya göndereceklerini ve bilimsel misyonun gerçekleştirmesini sağlayacaklarını bildirdi.

– “UZAYA GİTMİŞ BİR TÜRK VATANDAŞI, GENÇLER VE ÇOCUKLAR İÇİN ROL MODEL OLACAK”

Astronot kelimesi yerine kullanılacak Türkçe kelimenin ne olacağına ilişkin de Varank, “Cumhurbaşkanı’mızın Türkçe hassasiyetini hepimiz biliyoruz.” dedi.

Varank, dünyada en çok bilinen özellikle ABD’nin yetiştirdiği uzay insanlarına “astronot” ve Sovyet döneminden itibaren yetiştirilen uzay insanlarına ise “kozmonot” isminin verildiğini hatırlatarak, farklı ülkelerin bu manada çalışmaları olduğunu dile getirdi.

Burada gerçekten Türkçe bir isim bulmak istediklerini belirten Varank, şunları kaydetti:

“Madem bir vatandaşımızı göndereceğiz, madem bu vatandaşımızın üzerine yatırım da yapacağız, bunlar basit hadiseler değil. Bu vatandaşımızın 2 yıla yakın eğitim alması lazım. Özellikle uzaya gitmiş bir Türk vatandaşı, gençler ve çocuklar için rol model olacak. Tüm dünyada astronotlar konuşmacı olarak davet ediliyor, deneyimleri paylaşılıyor. Dolayısıyla Türkiye’nin önüne koyacağımız bir rol modeli çok iyi şekilde yetiştireceğiz. İsminin de Türkçe olması bizi mutlu eder.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın söz konusu projeye verdiği desteğe işaret eden Varank, şunları söyledi:

“Cumhurbaşkanımız şuna inanıyor; Türkiye inanırsa, güvenirse, gayret ederse başaramayacağı hiçbir şey yok. Bu, herhangi bir alanda olabileceği gibi bilim, teknoloji ve sanayi alanında da böyle. Bilim insanlarımıza çok güveniyor. Gençleri heyecanlandıran işlerde kendisi de çok heyecanlanıyor. Uzay, hepimizin ilgisini çekiyor ama özellikle çocuk ve gençlerin ilgisini çok daha fazla çekiyor. Onların ilgisini çeken böyle bir alanda Türkiye’nin ismini tarihe yazdırıyor olabilmesinden büyük heyecan duyuyor.

Sadece insan kaynağıyla, parayla birtakım işler olmuyor. Siyasi sahiplenme çok önemli. Böylesi dünyaya adeta meydan okuyan bir işte en üst düzeyde siyasi sahiplenme olması, devletimizin başkanının bunu sahipleniyor ve bu işin bizzat takipçisi olması hem işleri kolaylaştırıyor hem de bize motivasyon sağlıyor.”

Varank, Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmak istediklerine dikkati çekerek, bunu hem bir yarış hem de ülkenin kadim geçmişinin bir sorumluluğu olarak gördüklerini kaydetti.

Pozitif bilimlerin temelini oluşturan birçok çalışmayı aslında Türk ve İslam bilim insanlarının gerçekleştirdiğinin altını çizen Varank, şu ifadeleri kullandı:

“Medeniyetimizin bize yüklediği bu sorumlulukla bu yarışta olmak istiyoruz, insanlığa çare olacak işleri adalet duygusu ile yerine getirmek istiyoruz. Olaya sadece maddi yaklaşmıyoruz. Dünyada adaleti tesis etmek istiyorsanız, güçlü olmak mecburiyetindesiniz. Bilimde, teknolojide, sanayide ve savunmada güçlü olmak mecburiyetindeyiz. Sayın Cumhurbaşkanımızın bu manada motive etmesi bizi hem gururlandırıyor hem de o heyecana ortak oluyor. Bu aşk ve şevkle bütün kabinedeki arkadaşlarımız da elinden gelenin en güzelini yapmaya çalışıyor.”

– “AY MİSYONU ZOR BİR GÖREV”

Varank, Milli Uzay Programı’ndaki tüm başlıkların kendisini heyecanlandırdığını, bu hedefleri hazırlarken günlerce çalıştıklarını ve paydaşlarla istişarelerde bulunduklarını aktararak, şöyle devam etti:

“Böyle kağıt üstüne yazınca çok kolay geliyor ama gerçekten çok zor ve iddialı hedefler, bunların en zoru da bizi en çok heyecanlandıranı ay misyonu. Ay misyonu zor bir görev. Burada iki aşamalı planımız var. Öncelikle 2023 sonunda kendi uzay aracımızı yakın yörüngeye çıkartacağız. Şu anda 1,5-2 tonluk aracı kendimiz yörüngeye çıkartacak kabiliyete sahip değiliz. Oraya çıkaracağımız uzay aracımızı, kendi geliştirdiğimiz özgün ve milli motorumuzu ateşleyerek aya göndereceğiz ve uzay aracımızın aya sert iniş yapmasını sağlayacağız. Buradaki misyonun ilk aşamasından tek beklentimiz var, kendi geliştirdiğimiz ve oldukça özgün olan hibrit motoru uzayda ateşlemek.”

– “UZAY ARACIMIZI YÖRÜNGEYE ULUSLARARASI İŞ BİRLİĞİ İLE ÇIKARACAĞIZ”

Varank, hibrit motor teknolojisine ilişkin de bilgi vererek, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Dünyada yaygın iki teknoloji var, katı ve sıvı yakıtlı roket sistemleri kullanılıyor. Katı yakıtlılar, kısa mesafeli savunma amaçlı kullanılıyor, sıvı yakıtlılar da büyük yükleri uzaya çıkarmak için kullanılan oldukça büyük roketleri gerektiren oldukça tehlikeli bir teknoloji. Hibrit teknoloji dediğimiz, katı ve sıvı yakıtları aynı anda kullanan ve roketinizin ateşlemesini durdurup kontrol edebileceğiniz, tekrar çalıştırabileceğiniz, bu iki teknolojiyi aynı anda kullanan bir sıvı oksitleyici ile katı yakıtın aynı anda kullanıldığı bir teknoloji.

Uzay aracımızı yakın yörüngeye uluslararası iş birliği ile çıkaracağız. Bunu yapan ülkeler var. Nasıl uydumuzu yörüngeye bir firmayla anlaşarak çıkarıyorsak, aracımızı yörüngeye çıkaracağız. Burada bu yeni ve özgün teknolojiyle geliştirdiğimiz roketimizi ateşleyeceğiz. Burada özgünlük roket teknolojisinde, sıvıyla katıyla değil.”

İlk misyonda öncelikle böyle bir aracı tasarlayıp tasarlayamayacaklarını test etmek istediklerini anlatan Varank, “Böyle bir aracı tasarladığımızda dayanıklılık, radyasyon testlerinden geçebiliyor mu? Aracı yörüngeye çıkarınca kendi motorumuzu ateşleyebiliyor muyuz? Bu aracımızı kontrol edebiliyor muyuz? Bu araçla gerekli iletişimi sağlayabiliyor muyuz? Bu aracı yönlendirerek ay yüzeyine adeta çarptırabiliyor muyuz? Biz bunun testini gerçekleştireceğiz. Sert iniş bu. Bunun içinde bir sinyal verici olacak, dünyaya sinyal gönderecek. Ay yüzeyine yaklaşırken kamera sistemi koyabileceksek oradan çekim yapıp bunların görüntülerini gönderecek.” diye konuştu.

Varank, ayla teması gerçekleştirme misyonunun ardından buradan elde edilecek kabiliyetle ikinci misyonu hayata geçireceklerini aktararak, “Önemli hedeflerimizden bir tanesi de uzaya erişimi sağlamak. Şu anda Türkiye’de bununla ilgili çalışmalar yürütülüyor. Roketsan mini ve mikro uyduları taşımak için kendi roketini tasarlıyor ama bunun daha büyüklerini tasarlamak ve yapmak mecburiyetindeyiz.” dedi.

– “KENDİ UYDUMUZU GELİŞTİREN ÜLKEYİZ”

Bu sürecin ikinci ayağının da uzay limanı işletmesine sahip olmak olduğunu vurgulayan Varank, Türkiye’nin coğrafi konumunun buna uygun olmadığını ve ekvatora yakın bir yerde bir uzay limanı işletmesine sahip olunması gerektiğinin altını çizdi.

Varank, şöyle devam etti:

“İşte biz bunu da gerçekleştirmek üzere dost ve müttefik ülkelerle şu anda görüşmelerimizi yapıyoruz, belki bir ortak uzay limanı işletmesi kurmak, burada bizi uzaya ulaştıracak roketleri tasarlamak üzere. Ay misyonunun ikinci adımında da kendi uzay aracımızı yakın yörüngeye kendi roketimizle çıkarıp, bu sefer gönderdiğimiz uzay aracıyla belki bir uyduyu ayın yörüngesine yerleştirmek ve belki de ayın yüzeyine yumuşak iniş yaparak bir uzay aracını ay yüzeyine indirip orada bilimsel çalışmalar yapabilen 5 ülkeden bir tanesi olmak. Bunlar büyük hedefler ama asla hayal değil, ayakları yere basan hedefler.”

Şu anda bir firmanın özgün milli roket teknolojisi ile ilgili çalıştığını ve denemelerini yaptığına dikkati çeken Varank, şunları kaydetti:

“Biz bu kabiliyetlere sahibiz ama bunları uzaya çıkararak denemek mecburiyetindeyiz. Buna ‘uzay tarihçesi kazandırmak’ deniyor. Şu anda kendi uydumuzu geliştiren ülkeyiz. İMECE uydumuzun yüksek çözünürlüklü kamerasını ve birçok kritik parçasını şu an kendimiz üretiyoruz ama bunu farklı bir ülkeye tavsiye ettiğimizde, ‘Bu uzayda denendi mi, yani uzay tarihçesi var mı?’ deniyor. Biz yapacağımız tüm çalışmalarda hem kendimize ve yaptığımız teknolojilere uzay tarihçesi kazandıracağız hem de uzay ekonomisi alanında önemli bir güç haline gelmiş olacağız.”

Milli Uzay Programı kapsamında önemli hedeflerden birinin de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından dün ilan edilen uydu üretim şirketi kurmak olduğunu belirten Varank, bu alanda ticari marka oluşturmak istediklerini söyledi.

Varank, İMECE uydusunun Türkiye’nin yüksek çözünürlüklü görüntü ihtiyacını karşılamak üzere TÜBİTAK Uzay liderliğinde yürütülen milli bir proje olduğunu, TUSAŞ’ta bunun entegrasyonunun bir kısmının, USET’te de test faaliyetlerinin yürütüldüğünü, önemli ekipmanlar ve kartların tasarımında Aselsan’ın görevlerinin olduğunu ama işin dizayn edilmesinden uygulanmasına kadar tüm süreçlerin TÜBİTAK UZAY tarafından gerçekleştirildiğini bildirdi.

Bu alandaki insan kaynağının tüm bu şirketlere, kurum ve kuruluşlara dağılmış durumda olduğunu vurgulayan Varank, “Biz, tek bir yapı, tek bir ulusal uydu üretim şirketi kurarak, hem insan kaynağını bir araya toplamak hem kaynakları bir araya getirmek hem de çok daha verimli bir şekilde hareket etmek ve sinerji oluşturmak istiyoruz.” diye konuştu.

Roket teknolojilerinde Roketsan ve TÜBİTAK SAGE’nin çalışmalarının olduğuna dikkati çeken Varank, “İşte tüm bunları aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin kalkınma planları, programları kapsamında değil, tek bir Milli Uzay Programı kapsamında yönlendirebilmek, onlara destek verebilmek, gerekli katkıyı sağlayabilmek için Türkiye Uzay Ajansını kurduk.” ifadelerini kullandı.

Roketsan, Aselsan, TUSAŞ’ın yanı sıra ticari firmaların da bu işi yaptığına işaret eden Varank, geçen hafta Türkiye’nin uzay çalışmalarında kullandığı ya da ürettiği bütün işlerin kablolama işini yapan, iki kardeşin kurduğu bir ticari firmanın açılışına katıldığını, bu firmanın bazı eksikliklerinin bulunduğunu, Türkiye Uzay Ajansının da tek elden bu eksiklikleri belirleyeceğini, verimli yatırım alanlarının takip ve koordinasyonunu yapacağını kaydetti.

– “YABANCI ÜLKELERDEN OLDUKÇA GÜZEL DÖNÜŞLER ALDIK”

Varank, uzayın sivil amaçlarla kullanımının uluslararası iş birlikleri gerektirdiğini, şu anda var olan Uluslararası Uzay İstasyonunu, birçok ülkenin ortak kullanabildiğini, bu alanda daha fazla uluslararası iş birliğine ihtiyaç duyulduğunu dile getirdi.

Türkiye Uzay Ajansının kurulmasıyla yabancı ülkelerden oldukça güzel dönüşler aldıklarına işaret eden Varank, şöyle konuştu:

“Şu ana kadar üç ülkeyle uluslararası anlaşma imzaladık. Pakistan ve Azerbaycan ile anlaşmalar hazır, imza aşamasına geldi. Bunun yanında ABD, Rusya, Japonya, Hindistan, Çin’deki şirketlerle görüşmelerimiz devam ediyor. Burada kendimize koyduğumuz hedeflerin bir kısmını yapmak üzere uluslararası iş birliklerine de ihtiyacımız olacak. Uzay alanında ülkelerin farklı yaklaşımları var, iş birliğinin daha fazla ön plana çıktığı bir alandan bahsediyoruz. Bu manada da uluslararası iş birliklerimize elbette devam edeceğiz. Orada bizimle çalışmak isteyen, kendileri geçmişte birtakım teknolojilere sahip olan artık o teknolojileri güncelleyemedikleri için uzay alanında bunları kullanamayan ülkeler, bizimle beraber bu teknolojileri güncellemek istiyorlar. Dolayısıyla bu alanda önemli iş birliklerini önümüzdeki dönemde görebileceğiz.”

– “VATANDAŞTAKİ HEYECANI BİZE GELEN MESAJLARDAN GÖREBİLİYORUZ”

Varank, sosyal medyada dolaşan, uzaya gönderilecek astronota yönelik esprileri nasıl değerlendirdiğine ilişkin soruya, “Türkiye’ye heyecan vermenin çok güzel bir şey olduğunu” söyleyerek yanıt verdi.

Türkiye’ye bu heyecanı, ülkenin iddialı olabileceği teknoloji alanında verebilmenin çok hoş bir durum olduğunu dile getiren Varank, “Biz bunlardan çok mutlu oluyoruz. Bu iş çok sahiplenildi. Vatandaştaki heyecanı bize gelen mesajlardan görebiliyoruz. Türk insanı çok zeki, çok ince espriler yapabiliyor. Yani okuduğunuzda, bazen bizi iğneleyen işler de oluyor ama ‘Vay be, helal olsun. Böyle bir espriyi yapabilen bir milletimiz var’ diyebiliyorsunuz. Biz bunlardan mutlu oluyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

– “TÜRKİYE HEDEFLERİ BAŞARABİLİRSE DÜNYADAKİ 6-7 ÜLKEDEN BİRİSİ OLACAK”

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uzay çalışmalarını anlatırken dile getirdiği 6 ülkenin ardından Türkiye’nin 7’nci ülke mi olacağı”na ilişkin soru üzerine Varank, söz konusu ülkelerin kendi roketleriyle uzaya erişebildiklerini söyledi.

Varank, bu ülkelerin Ay misyonunun hiç olmadığını belirterek, “Türkiye eğer bu hedefleri başarabilirse dünyada bunları yapan belki 6-7 ülkeden birisi olacak. Bu işleri başarabilmiş, insanlık tarihine katkı sağlamış, bilimi ve teknolojiyi ileri noktaya götürmüş ülkelerden biri olmayı hedefliyoruz.” ifadelerini kullandı.

Eski ABD Başkanı John Kennedy’nin Ay misyonuna ilişkin Soğuk Savaş döneminde yaptığı konuşmanın çok etkileyici olduğunu vurgulayan Varank, şöyle devam etti:

“Ben Milli Uzay Programı ilan edilirken, Sayın Cumhurbaşkanı’mızın konuşmasını da aynı heyecanla takip ettim. Çok da etkilendim, çok güzel bir konuşma yaptı. Biz, kadim medeniyetimizin bize yüklediği sorumluluklarla beraber Türkiye’yi teknoloji pazarı değil, Milli Teknoloji Hamlesi vizyonuyla kendi teknolojisini geliştirip, üreten ve bundan ekonomik katkı ve fayda sağlayan ülke konumuna getireceğiz. Bunun örneklerini özellikle son 4-5 yılda ciddi biçimde görüyoruz. Bunu uzay alanında da göreceğimizden benim hiçbir şüphem yok. Biz bilim insanlarımıza, insanımıza güveniyoruz. Bu altyapıları 18 yıllık dönemde kurduk, iş artık son gayreti göstermeye bakıyor.”

– “DÜNYADAN ÇOK GÜZEL TEPKİLER OLDU”

Varank, Göbeklitepe’de ilgi gören monalitin Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı çalışanları tarafından hazırlandığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:

“Genç, gündemi sıkı takip eden çalışma arkadaşlarımın böyle bir önerisi oldu. ‘Bu monalitler dünyanın her tarafında ortaya çıkıyor, biz de böyle bir şey yapsak, üstüne de böyle mesaj yazsak, bunu da Göktürkçe yapsak gizemi biraz daha artırsak’ dediler. Arkadaşlar böyle bir şey hazırladılar. En uygun yer olarak Şanlıurfa’nın Göbeklitepe yakınlarında bir yer seçtik. Bir gece yarısı arkadaşlarımız onu oraya diktiler. Yerel yönetimin haberi vardı. Dünyadan da gerçekten çok güzel tepkiler oldu. Anadolu Ajansı da bir haber yaptı, dünya medyasında ciddi yansımalarını gördük. Milli Uzay Programı’nın heyecanını artıracak güzel bir espriydi.”

“Herkes aşı üretti biz neden aşı üretmedik” eleştirilerinin sorulması üzerine Varank, “Dünyada önemli ülkelerin önemli aşı çalışmaları var. ‘Herkes aşı üretti biz üretmedik’ diyenler bence dünyayı iyi takip etmiyorlar. Dünyada herkes aşı üretmedi. Şu anda aşı geliştirme aşamasında olanlar var, üretmeyi başaranlar var.” yanıtını verdi.

Yeni tip koronavirüs (Kovid 19) Türkiye’de görülmeden toplantı yaptıklarını hatırlatan Varank, bilim insanlarıyla virüsle mücadelede neler yapılabileceğini konuştuklarını söyledi.

Varank, toplantı sonucunda TÜBİTAK Kovid-19 Türkiye Platformu’nu kurduklarını anımsatarak, şunları kaydetti:

“Özellikle salgınla mücadelede hangi alanlara yoğunlaşmalıyız, bunun planlarını yaptık. Burada 17 farklı aşı ve ilaç geliştirme projesini destekleme kararı aldık. O zamanlar biz Türkiye’deki kabiliyetlerin ne seviyede olduğunu çok da iyi bilmiyorduk. Platformu kurduğumuzda yürütülen çalışmaları doğru şekilde koordine edip desteklediğinizde ve yönlendirdiğinizde aslında bilim insanlarımız dünyadaki bütün çalışmalarla rekabet edebilir işleri yapabiliyorlar. Dolayısıyla o platform çatısı altına aşı ve ilaç çalışmalarını desteklemeye başladık.”

“Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsünde Türkiye aşı üretebiliyordu, AK Parti geldi bunu ortadan kaldırdı” görüşünün” kamuoyunu yanıltmak için kullanılan bir yalandan ibaret olduğuna işaret eden Varank, enstitüde son aşının 1998’de üretildiğini ve o tarihten sonra altyapının dünyadaki teknolojilere göre geride kaldığı için faaliyetlerin durdurulduğunu anlattı.

Varank, “Biz, AK Parti olarak, 18 yılda Ar-Ge faaliyetlerine verdiğimiz desteklerle, kurduğumuz altyapılarla TÜBİTAK Kovid-19 Türkiye Platformu çatısı altında başladığımız çalışmaları birleştirdiğimizde bu kabiliyetlerimizi çok daha hızlı şekilde ürünleştirecek çalışmanın içerisine girmiş olduk.” dedi.

– “İNSAN DENEMELERİNE BAŞLAYACAK 3 TANE AŞI ADAYIMIZ VAR”

Aşı çalışmalarının büyük bir hızla devam ettiğine dikkati çeken Bakan Varank, şu ifadeleri kullandı:

“Bizim şu an da klinik çalışma diyebileceğimiz yani insan denemelerine başlayacak 3 tane aşı adayımız var. Bunlardan bir tanesi inaktif aşı dediğimiz, Çin’den de gelen aşıyla aynı teknolojiyi kullanan aşı, ikincisi virüs benzeri parçacıklar (VLP) dediğimiz, dünyada çok fazla üzerine yatırım yapılmayan ama aslında oldukça etkili olduğunu hayvan deneylerinden gördüğümüz bir aşı adayı. Bir tanesi de adenovirüs temelli dediğimiz, Ankara’dan bir hocamızın aşı çalışması. Bu 3 aşıda da gerekli bütün çalışmalarımızı tamamladık, ara sonuçlarımızı Sağlık Bakanlığına teslim ettik. Onlar da bütün değerlendirmeleri yaptıktan sonra bu aşıların insan deneyine geçilip geçilmemesiyle ilgili izni verecekler.”

Aşıların Türkiye’de üretilip üretilemeyeceği ilişkin altyapının olup olmadığıyla ilgili de çalışmalar yaptıklarını vurgulayan Varank, araştırmalar sonucu 3 farklı özel sektör altyapısı bulduklarını bildirdi.

Türkiye’nin bu konuda yeterli kabiliyetleri kazandığını dile getiren Varank, “Böyle bir salgın ortamı ortaya çıkmadığı için aşı çalışmalarında sıkı bir koordinasyon oluşturmadığı için belki bu alanda geç kalmış gözüküyor olabiliriz. Bunlar insan sağlığını ilgilendiren hususlar olduğu için süreçler uzun sürüyor. Yani faz 1, faz 2 çalışması yapmamız gerek, daha sonra faz 3 çalışması dediğimiz belki 10 bin insan üzerinde aşı adayınızı deneyerek, daha sonra bu aşı gerçekten hem insan sağlığına zararlı değil, hem istediği etkiyi oluşturuyor diyebiliyorsunuz ama bizim bilim insanlarımızın gösterdiği gayretin ben hiçbir ülkede gösterildiğini düşünmüyorum.” şeklinde konuştu.

Varank, Sağlık Bakanlığının izni sonrasında klinik çalışmalara başlayıp, çok hızlı bir şekilde ilerlediklerinde sadece ülkeye değil, tüm dünyaya faydası olabilecek aşılar üretileceğini ifade etti.

Bakan Varank, “Şu anda biz ülkelerle görüşmelerimizi yapıyoruz. Çok büyük nüfuslara sahip ülkelere faz 3 çalışmalarını beraber yapalım diye tekliflerimizi götürdük. Ortak üretim yapabilir miyiz diye, şu anda bunların görüşmelerini yapıyoruz. Şu anda ilk faz 1 çalışma ruhsatı alacak. Bu 3 aşı adayından hangisi faza geçerse ben gönüllü olmaya adayım. Zaten kaydımı da yaptırdım. Tüm Türkiye’ye çağrı yapmak istiyorum. Lütfen vatandaşımız da bu işlerde gönüllü olmayı denesinler. Bilime bu şekilde katkı sağlanıyor.” değerlendirmesinde bulundu.

İlaç çalışmalarında da insan deneyine gelmiş 3 ilaç adayı olduğunu vurgulayan Varank, bunların hem virüsün yayılımını engelleyen hem de tedavide kullanılan ilaçlar olduğunu söyledi.

– “TÜBİTAK BAŞKANIMIZ, UĞUR HOCA İLE İRTİBAT HALİNDE”

Almanya merkezli biyoteknoloji firması BioNTech’in kurucuları ve Kovid-19 aşısının geliştiricilerinden Prof. Dr. Uğur Şahin ile Türkiye’nin temasları hakkında da bilgi veren Varank, “Uğur Hoca’yla TÜBİTAK Başkanımız Hasan Mandal, nisan ayından beri görüşüyorlar. Uğur Şahin Hoca, aslında, Kovid-19’la gündeme gelmiş olsa da başka bir sürü biyoteknoloji alanındaki çalışmalarıyla da ön plana çıkmış değerli bir bilim insanı ve Türkiye’de de özellikle kanser araştırmalarıyla ilgili çalışmalar yapmak istiyor. Bu manada da Türkiye’de bir merkez kurmak için bizimle görüşmelere devam ediyor.” dedi.

Türkiye’deki altyapılarla ilgili Şahin’i bilgilendirdiklerini kaydeden Varank, hem kamu kurumları hem de özel sektörün kabiliyetleri konusunda kendisini haberdar ettiklerini belirtti.

Kovid-19 aşı çalışmalarının yanı sıra Türkiye’de neler yapabilecekleri konusunda görüştüklerini bildiren Varank, “Hoca kendi planlamalarını şu anda yapıyor ve dediğim gibi Türkiye’de bir merkez kurmak istiyor.” ifadesini kullandı.

Varank, Şahin’e ortak üretim konusunda teklif yaptıklarına da değinerek, sözlerini şöyle tamamladı:

“Kendilerine ortak üretimle ilgili de tekliflerimizi yaptık. Oldukça gündemde bir konu bunun üretimi. Avrupa Birliği, Amerika ilişkileri gibi farklı konular gündemde ama iletişimimiz devam ediyor. Kendilerini Türkiye’de ağırlamaktan, burada onların bir merkezine ev sahipliği yapmaktan memnun oluruz. Küresel firmaların Türkiye’de yatırımları var. Ar-Ge alanında yatırım yapan çok ciddi şirketler var. Eğer Uğur Şahin Hoca da Türkiye’ye gelirse hem buradan fayda görür hem de Türkiye’deki kabiliyetlerle kendi işine katkı sağlar diye düşünüyoruz.”

ahmet

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir